Evet isteyen bana istediğini diyebilir. Ve babamı kaybettiğim yılda; ilahiyat hazırlıkta, Erbakancı bir öğretim üyesi, bana "Baban yıllarca mason Demirel'in vekilliğini yaptı. Bunun hesabını nasıl verecek?" dedi. Babasını yeni kaybetmiş birisine bu denilir mi? Dedim ya, başkalarının yanında başkaları, yani onlar olduğum için bana denilebiliyor. Hocanın suratına oracıkta yumruk indireceğime, efendi efendi dedim ki: "Erbakan da, mason dediğiniz Demirel'den babamla aynı yıllarda aday olmuştu. Adaylığı kabul görmeyince, Milli Nizam Partisi'ni kurdu. Eğer Demirel, Erbakan'ı partiye alsaydı, Erbakan diye bir şey olmayacaktı. Peki Erbakan, bu adaylığın hesabını nasıl verecek?"
Aradan çok geçmedi, çok işlek bir caddeye, Zaman Gazetesi masası kurmuşuz. Amacımız, Zaman Gazetesi abonesi kazanmak. Derken bir adam yanıma yaklaştı. Sohbet ettik. Hemşerimmmiş. Köyümü falan sordu. Köyümü öğrenince "Sizin köyden Ali Hoca geçenlerde öldü ya.. İyi ki öldü yaf!" demez mi adam? Herkes bana istediğini diyebilir ya... Dedi işte.
"Abi, Erbakancı mısın?" dedim, "evet, nerden anladın?" dedi. "Ali Hoca olduğu sürece şehrimizde, Erbakan Hoca vekil çıkaramadı. O yüzden böyle konuştun." dedim. "Evet" dedi. "Ben Ali Hoca'nın oğluyum" dedim.
Sonra nice özür dilemeler, falan filanlar... Adamın suratına indirme yerine sadece, özrünü kabul etmedim, o kadar. Babası yeni ölmüş birine bunları diyenlere, Milli Görüş'ün babası öldüğü gün, bunları yazıyorum ben de. Belki çok kötü yapıyorum. Evet çok kötü.
***
Türkiye'de sağ omurgalı siyaset, milliyetçi, muhafazakar ve merkez sağ olmak üzere 3'e ayrılır. Milliyetçi kesimin kurucu ölmez liderleri, milliyetçilerde Alparslan Türkeş, merkez sağda Adnan Menderes ve İslami kesimde Necmeddin Erbakan'dır. Erbakan her ne kadar, bu yazıdan 3 gün önce ölse de...
Bunlardan sonra gelenler yani Demirel, Özal, Çiller, Kurtulmuş, Bahçeli ve Erdoğan gibi liderler yukarda yazdığım 3 önderden birisinin takipçisidir ve yukardaki 3 liderden birisini kendisine mutlaka referans alırlar.
Ve ismini yazdığım bu liderlerin parti değiştirmeleri, o kadar da önemli değildir. Çünkü sağ kesim, her ne kadar 3'e bölünse de, yakın argümanları kullanır.
Erbakan'ın Demirel'den aday olmuşluğu, Özal'ın Milli Selamet'ten adaylığı, Kurtulmuş'un partiden kopması, Gökçek'in ülkücülükten Anap'a, Anap'tan Refah Partisi'ne geçişi, Kürşat Tüzmen'nin Mhp'den Akp'ye girmesi ve Erdoğan'ın Erbakan'dan ayrılması gibi olaylar sağ kesimde hiç önemli değildir. Tıpkı, geçen pazar günü, Dsp'li Büyükerşen'in Dsp'den Chp'ye geçişi gibidir sol kesimde. Kendi içlerinde yadırganmaz yani.
Nitekim Erdoğan , 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde dağıttığı seçim kartpostallarında ve afişlerinde Menderes'li, Özal'lı ve Erdoğan'lı bir resim kullanmaktan hiç çekinmedi.
![]() |
| Menderes, Erdoğan, Özal |
Ak Parti'nin kullanmış olduğu bu kartpostal, benim evime de gelmişti ve aynı zamanda Erdoğan'ın artık kendisine kimi referans aldığını gösteriyordu: Menderes
Bak şimdi Özal'ı görünce, gene kindarlığım tuttu.
İmam hatipte okurken, Özal ölmüş ve cenaze namazına katılmıştık. Bu yüzdene İmam Hatip yönetimi ve öğretmenleri tarafından topa tutulmuştuk. Zaman Gazetesi'nin "Yıldız kaydı" manşeti nasıl da tepki çekmişti... Özal'ın öldüğü günde, Erbakancı medyaya göre bir "Abd uşağı" ölmüştü.
Sonra işler değişti. Erbakancı kesimin bir kısmı Özal'ın, Menderes'in merkez sağına döndü. Erbakan neler demedi ki bunlara? Birazdan neler dediğini yazacağım.
İmam hatip yıllarını daha yazalım ama...
Biz o günkü şakirtler, imam hatipte inanılmaz bir baskı içindeydik. Aramalarda öğrencilerde sigara, bıçak falan çıkardı da, sorun olmazdı. Ama birimizde Küçük Sözler, Fethullah Hoca'nın vaaz kasedi veya Cevşen çıkmaya görsün... Hemen ikna odalarına çekilr, hocaların gözlerinden anında düşerdik. Fethullah Gülen Hoca'nın vaazlarına ise, nasıl da gizli kapaklı giderdik, İmam Hatip'teki hocalarımızın korkusundan...
Halbuki Erbakan'a oy verseydik hiç bir sorun olmayacaktı. O yıllarda oy vermenin dini bir vecibe olmadığını, ahirette bununla sorumlu olmayacağını biz şakirtler anlatamıyorduk, ama kendi içimizde Fethullah Hocaefendi'nin bir iki kez oy verdiğini konuşabiliyorduk tabii.. Demek ki oy verme işlemi bu kadar önemsizdi.
Hele Bediüzzaman Said Nursi'nin hiç oy kullanmamış olması... Nasıl oy kullansın ki? Bir kere kendisini, Türkiye, vatandaşlığa kabul etmemiş. Erkek kardeşlerinin soyadı, Okur. Fakat Bediüzzaman'ın soyadı yok. "Nursi" diye labakı var. Fakat aynı devletimiz, vatandaşı yapmadığı kişiyi, kanunlarına göre yargılamış. Mesela kıyafet kanunlarından ötürü yargılanmış.
Nursi dedim de, Said Nursi'nin "Euzu billahi minessiyaseh" Mealen "Siyasetten Allah'a sığınırım" sözü yüzünden neler çekmiştik Erbakancılardan... Halbuki Milli Görüşçülere göre: "Din, Siyasettir"
Evet, işler değişti demiştim yukarda. Ben hala oy kullanmanın dini bir yükümlülük olmadığını, Cehennemlik veya Cennetlik bir olay olmadığını, Euzu Billahi minessiyaseh'i savunurken, biz şakirtler 12 Eylül 2010 referandumunda o günün Milli Görüşçülerini bile geçtik. Artık bizim için "hizmet, siyasettir" oldu.
Öyle değiştik ki, Fethullah Gülen Hoca'nın 28 Şubat ve öncesinde Erbakan hakkında söyledikleri (neler söylediğini yazsam kıyamet kopar), Milli Görüşçüler ve merkez sağdaki muhafazkarların birbirlerine karşı söylemleri... Hepsi unutuldu. İnanılmaz hatıralarım var bu konuda, ama yazamıyorum işte :(( Unutulması gerçi iyi oldu :)
28 Şubat... Sincan'da gösteriler... Zamanın Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın, Bekir Yıldız'ı ziyareti. Akabinde Şevket Kazan'ın bu ziyaretten ötürü, medya tarafından linci....
Değiştik. Şimdi de Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının, tutuklu subayları ziyareti ve ziyaret edenlerin eleştirilmeleri...
***
Evet sağ kesim 3'e ayrılsa da, birbirlerini kıyasıya eleştirse de, söylemlerinin benzerliği birbirilerini çok kolay birleştirebiliyor.
Mesela yukarda anlattığım öğretim görevlisine babamla ilgili şu anıyı anlatmadım:
1991'de babam ve Erbakan başbaşa 2 saat görüşmüş ve babamın adı listeye Refah'tan girecekti. Ne var ki liste, Yüksek Seçim Kurulu'na yetiştirilememişti.
Yukarda da yazdım, aslında sağ kesimin kendi içinde parti değiştirmesi o kadar da muhim değil...
*
Erdoğan, Milli Görüş gömleğini çıkartıp, merkez sağ gömleğini giydiğinde neler demişti Erbakan?
Erbakan hiç unutmam Akp'nin ilk günlerinde şöyle bir açıklama yapmıştı:
"Rüyamda Tayyip'i gördüm. Denize girecekti. 'Girme, boğulursun, sen gençsin' dedim. Dinlemedi beni. Girdi denize. Biraz yüzer gibi olduktan sonra, boğulmaya başladı. Her ne kadar kurtarmak için elimi uzatsam da, kurtaramadım Tayyip'i. Boğuldu gitti."
Ve Erdoğan'ın oğlu Necmettin Bilal Erdoğan evlendiğinde şöyle bir açıklama yapmıştı Necmeddin Erbakan:
"Oğluna bendenizin ismini vermişti. Şimdi beni düğününe çağırmaya korkuyor."
Acaba Necmettin Bilal Erdoğan isim babası Necmettin Erbakan'ın cenazesine katıldı mı? Bilmiyorum.
Daha sonra , Necmettin Erbakan klasik söylemlerini, Kanaltürk'ün ulusalcı olduğu günlerde Kanaltürk'te kendisinden ayrılanlar için şunları söyledi: "Bunlara oy verenler cehennemliktir. Siyonizm uşakları..." ve benzeri ithamlar...
Rahmetli Necmettin Erbakan Hoca'mız, bir ara ulusalcıların ne kadar sevgili dostu olmuştu? Peki aynı durumda olan Demirel, sağ kesimde neden bu kadar eleştirildi de Erbakan eleştirilmedi ve üstüne Adnan Menderes'in, Özal'ın, Türkeş'in cenaze törenine denk, hatta daha ihtişamlı bir cenaze töreniyle defn edildi?
Bu sorumu lütfen yukarda anlattığım öğretim üyesi hoca cevaplasın. Bu yazı aslında O'na yazıldı.
***
Menderes'in 1990'daki naaşının taşınmasını hatırlıyorum: 15 yaşında olmama rağmen ne kadar heyecanlı, ne kadar üzgündüm. Şunu farkettim: Erbakan'ı Menderes kadar sevmiyormuşum. Menderes'lerin, Özal'ların hastasıyım...
3 sağcı liderden (Menderes, Türkeş, Erbakan) birisinin gömüldüğü bu gün, Menderes'in naaşının taşındığı günkü üzüntüm olmasa da, bir o kadar heyecanlıyım. Yazdım ya: Ne de olsa söylemlerimiz yakın.
Bu vesile ile muhterem hocam Erbakan'a rahmet dileniyorum.
***
Şimdi fişler:
Turgut Özal'ın öldüğü gün en çok merak ettiğim şey, Başbakan Demirel'in bu olayı öğrenme anıydı. Erbakan'ın vefatında da en çok merak ettiğim şey, Gülen Hocaefendi'nin tepkisydi.
İşte, Fethullah Gülen Hoca'nın taziyesi:"Ülkemizin yaşadığı en kritik dönemlerde başbakan yardımcılığı ve başbakanlık gibi hayati ehemmiyeti haiz vazifeleri deruhte etmiş, Türk siyaset tarihine farklı bir üslup ve yaklaşım biçimi getirmiş, yıllar boyu yaptığı çalışmalarla milyonlarca insana ilham kaynağı olmuş Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın vefatını derin bir teessürle öğrendim. Kendisine Cenab-ı Hak'tan rahmet ve mağfiret diler, yakınlarına Yüce Mevla'dan sabr-ı cemil niyaz ederim."
*
Köşe Yazarları ne dedi? Şunları, şunları dedi. Linkimizde özellikle Ahmet Hakan'ın "Ben de bir Erbakancı idim" yazısı güzel..
*
Erdoğan'ın mesajı:
Cenaze töreninden:
*
3 Ocak 2011'de hastaneye kaldırıldığında şöyle bir açıklama yapılmış:
"Erbakan'ın, ayağında daha önce var olan bir rahatsızlık nedeniyle gece saatlerinde Güven Hastanesi'ne kaldırıldığı ve ciddi bir sağlık durumunun olmadığı belirtildi."
*
Hastaneye kaldırılmadan bir gün önce şu açıklamayı yapmış: "Zekâmı ölçmeye makine dayanmaz"
*
Erbakan'ın Hakk'a uğurlanması.
*
Nihat Genç'in yazısı.
*
Org. Işık Koşaner'in Tsk Sitesindeki mesajı'nın sembolik anlamları vardı: "Saadet Partisi Genel Başkanı ve eski başbakanlarımızdan Sayın Prof.Dr.Necmettin Erbakan'ın vefatını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum.
Değerli bilim ve siyaset adamı olarak ülkemize yaptığı büyük hizmetleri daima hatırlanacaktır.
Şahsım ve Türk Silahlı Kuvvetleri adına merhuma Tanrı'dan rahmet, kederli ailesine ve Ulusumuza başsağlığı dilerim. "
*
| Cenaze Namazından İlginç Bir Kare |
*
28 Şubat 2011 Tarihli Gazetelerin Birinci Sayfaları:
![]() |
| 28 02 2011 Manşetleri |
01 Mart 2011 Tarihli Gazeteler:
![]() |
| 1 03 2011 Gazeteleri |
02 Mart 2001 Tarihli Gazetelerin Birinci Sayfaları
![]() |
| 02 03 11 Gazeteleri |
Olayla ilgisi yok, ama 27 Şubat 2011 Tarihli Zaman Gazetesi'nin birinci sayfası:
![]() |
| 27 Şubat Zaman |





Hz. Ali ile Hz. Muaviye'nin ve bunun gibi Hz. olan büyüklerin "fikir ayrılıklarını" öğrendiğim ilkokul çağlarından beri bu tarz olaylara doğal diyip geçiyorum.Hayırlısı.:)
YanıtlaSilAYZER
Ayzer süpersin. Ama...
YanıtlaSilHazreti, benim için Hz. Ali'dir. Muaviye'ye gelince
, Sahabedir. Eleştiremem. Ama "Hazreti" sonradan ortaya çıkan farsça bir kelime. Hadiste ve Kuran'da "Hz." deyin diye de bir şey yok.
Muaviye, Hz. Muhammed'in (s)hadisine göre, raşid (yetkili) bir halife değildir. "benden sonra 30 yıl yetkili halifelerim gelir. Sonra krallar dönemi başlar" hadisi... İşte hz. Ali ile bu 30 yıl bitmiştir.
Zaten bu durumu Hz. Sa'd b Ebi Vakkas, Muaviye'ye biat ederken (güven oyu) şu durumda ifade etmişti:" Sana biat ediyorum. Lakin halife olarak değil, kral olarak biat ediyorum."
hz. Sa'd bin Ebi Vakkas ve Hz. Muhammed'in "halife değil" dediği kişiye ben hayatta halife demem.
ben hiiiç demem ...
YanıtlaSilO dönemleri iyi anlamak lazım.
Ebu-zer (r.a)'in Muaviye'ye sürekli hatırlattığı ayeti de tabi...
“Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin birçoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yer, hem de Allah yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azabın beklediğini haber ver. O gün biriktirip yığdıkları ateşte kızartılacak ve alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. ‘İşte bu bencilce biriktirip yığdıklarınız; haydi tadın bakalım’ denecek.” (Tövbe; 9/34).
O kadar çok tekrarlamış ki bu ayeti, Muaviye'nin rahatsız olduğunu bildirmesiyle hz. Osman tarafından Ebuzer'in Suriye'den çağrıldığı bilgisi mevcut...
Mevla böyle takdir etmiş...
Kimi sahabe, yalancı Müseylime'nin saflarında öldürüldü.
YanıtlaSilDemek sonradan saf değiştirmeler sahabeler arasında da var.
Ebu Zerr'den bunu anlıyorum
Cemel vakası peki?
YanıtlaSilAyzer
Cemel Vakası, tabii ki, bir şey denemez. Peki. :)
YanıtlaSil