
Sevgili günlük!
*
17 Ocak'ta kaynımın eşi ikinci doğumundan sonra 3 hafta yoğun bakımda kaldı. 200 Ünite kan verildi. Bebeği Ankara'da görünce çok burkuldum. Hayatımdaki en trajedik 2. sahneydi. Birinci sahne, kaza geçiren arkadaşım ve eşi Diyarbakır'da hastanede yatarlarken, bu çiftin çocuğunu Van'da toprağa vermemizdi. Aynı akşam Diyarbakır'daydım. Ve bir daha çocuğu olamayacak arkadaşım çok sakindi: "Allah alır, Allah verir". Dedim ki: "Çok sakinsin, çok tevekkülüsün, ve olayın şokundasın. Şoku atlatınca bu sukünetini koruyamayacaksın. O zaman, bu düşüncelerini sana hatırlatırım." Sonradan bu sözlerini ne kadar hatırlattımsa da, arkadaşım bir türlü kendine gelemedi.....
Aynı üzüntümü kaynımım 2. çocuğunda da yaşadım. Anne ve baba Fatsa'da, bebek Ankara'da. Bebeği her gören, anasında dua ediyor. Bir ara telefon geliyor: "Hastayı kaybediyoruz, hazırlıklı olun". Ne olduysa bu telefondan sonra oluyor ve anası iyileşmeye başlıyor bu dakikadan sonra, çok şükür bir kaç gün önce taburcu oldu.
Neler yaşamadık ki... Annenin komadayken rüyalarda görülüp "yeter artık dua ettiğiniz. Ölümümü uzatıyorsunuz" demesi... Yani psikolojiler bu kadar sarsılmıştı. Ve bebeğin durumunu öğrenen daha lohusalıktan çıkmamış bir kadın, üzüntüden sütü kesilme aşamasına gelmiş. Sırf bu yüzden bebeğimizi 10 gün gönüllü olarak emzirdi. Bebek kısmetliydi demek ki... Allah'tan iyileşti annesi.
*
Anasız, babasız ya da ayrı ebeveynlerin durumunu -daha doğrusu- bunları geç; çocukların durumunu okullarda çok iyi biliyor ve görüyorum. Antalya da olsa, varoş ailelerde inanılmaz sorunlar var. Aslında yukardaki türden trajedileri her gün yaşıyorum. Elimden bir şey gelmemesi bitiriyor beni.
*
Müdürümüz değişti. Okul müdürleri öğretmenin kocası gibi. Çok yetkisi var. Önceki müdürümüz süper bir insandı. Müdür değil, abi gibiydi. Alternatif eğitim metodları vardı. Andımızdan önce öğrencileri sağa ve sola döndürüp herkesi birbirine baktırır ve "öğrenci öğrencinin aynasıdır" diye; karşısındakinin kravatını, üstünü başını düzeltmesini ve iyi sözler söylemesini isterdi...
*
Bilgisayar dersi denilen Bilişim Teknolojisi dersine de giriyorum. 10 Tane bilgisayarımız var. Her bilgisayara 2 kişi oturuyor sırayla. Oturamayanlar bt sınıfında yaptığım okuma masasına oturuyor. Kimi bilgisayarlar 64, kimisi 128 ram. Dyned'i kaldırmıyor. Basit eğitici oyunlar kurdum. 10 parmak, zuma ve bilişim oyunları gibi. Müdüre de "hocam, bt sınıfı yenilenmezse seneye bilişim dersi vermeyelim. Resmen internet cafe gibi oyun oynatıyor, müfredatı işleyemiyoruz.Satranç, medya okuryazarlığı gibi dersler verelim" dedim. Müdür de "zaten ders seçimlerinde hata olmuş. Seneye böyle olmayacak" dedi. Çocuklara da seneye bilgisayar dersi olmayabilir deyince çocukların dünyası karardı. Ne evlerinde bilgisayar var, ne de cafeye gidebilecek paraları... Geçenlerde bir öğrencimi gördüm. Elinde bira şişeleri vardı. Bu şişeleri toplamış. Tanesini 10 kuruştan alıyorlarmış. O parayla da internet cafeye gidiyor. "Helal olsun" dedim, sırtına vurdum, gülüştük. Ne diyecem başka, azarlayacak mıyım çocuğu?!
*
Bu tür öğrencilerimizin yanında, köpeği için küçük bir villa diyebileceğimiz kulübe yaptıranlar bile var. Okula geldiğim ilk günlerde pencereden bu kulübeye bakıyorum. İçimden diyorum ki: "Şu kulübenin şirinliğine bak. Bir çardak büyüklüğünde, fakat bir villa görünümünde. Tek başıma olsam, ıssız adamcılık oynayabilirim bununla" İçimden bunları geçirirken bir öğrenci bana sesleniyor "hocam, kuübeye mi bakıyorsun"
- Evet.
- Hocam o bizim sibirya kurdumuzun kulübesi.
Bu kızın bir ablası vardı. Öğrencimdi. Geçen sene imam hatipe gitti. Geçenlerde karşılaştık. Nerede okuyorsun? soruma kem küm cevap verdi. Din k. öğretmeni olmama rağmen, imam hatipli olduğunu söylemeye utanıyordu kız. "Utanma, aynı utancı ben de yaşadım. Zamanla alışırsın, sonra da parana sığınırsın, paranla ezersin milleti. Ama tabii ki, sen böyle olmayacaksın. Neden böyle olmayacaksın...." mealinde dertleştik biraz..
*
Din kültürü sınavlarında, 25'er soru soruyorum. A, b, c, d grupları yapıyorum. Kopya çekmelerine izin vermiyorum. Tek istediğim hiç olmazsa 40 dakika boyunca bir şeyler okuyup, az da olsa kafalarını çalıştırmalarını. Sorularım bu yüzden çok kolay. Örnek verecek olursam:
Hangisi ilahi kitap değildir?
a- İncil b- Tevrat c- Kuran d- Ansiklopedi
Hangisi İncil'in bir bölümüdür?
a- Luka b- Yasin c- Fatiha d-Kevser
Bazen de üşenip dörder soru soruyorum klasik. O zaman da acaip cevaplar geliyor.
*
Bt dersindeyim. Öğrenci soruyor:
- Hocam, harddiskim yandı. Suyla yıkadım. Gene de tamir olmadı. Ne yapmalıyım?
"Tecavüz etmelisin bir de" diyor iç sesim, hatta böyle de demiyor iç sesim. Sadece diyorum ki: "Çöpe atmalısın"
*
Kendi okulumdan başka gittiğim bir okul daha var. Ve bu okulda bir sekizler var. Hayatımda bu kadar kötü bir sınıf görmedim. Hiç bir hoca otorite kuramıyor. Çocuklar sürekli kaynatıyor. Ben de otorite kuramıyordum bu sınıfta. En son kararımı verdim: Çocuklar dersi kaynatacağına ben dersi kaynatayım. Müfredatı bıraktım, geyiğe başladım. Çocuklar artık bana acaip kulak kesiliyor. Sınıfta çıt yok.
*
Kızım, gözlük takmaya başladı. Sebebi de eşime gözlük yazdırmak için çocuğu da muayeneye götürmemizdi. Kız, hiç aklımızda yoktu. Yaren'in gözü 1,5 çıktı. Tam bir inek tipi çıktı ortaya. Bir de alt çenesi ilerlemeye başlamış. Seneye ortodondiste başlayacak; tam olacak. Ortaokulda okurken benim de alt çenem ilerdeydi. Kendi ortodendistimi kendim bulmuştum. Babam hiç ilgilenmemişti. Bir kez mali iş muayehaneye gelmiş ve bir daha gelmemişti. Sonradan tedaviyi yarım bırakmış, haberi bile olmamıştı. Vay anasını... Bir kez de kendisini, uçak merdivenlerinde karşılamış; hatta 9 yaşındayken ameliyat olduğunda çocukların ziyareti yasak olmasına rağmen odasına bir şekilde girmiştim. Benim hep büyük adam olacağımı düşlerdi. Daha doğrusu çevresinin büyük adam olmasını düşlerdi. Torunu Fatih'e "Fatih, İstanbul'u almış, sen nereyi alacaksın?" demişti, Fatih de "ben karı alacam dede" demişti. Ne de olsa kendisi Hatay'ın en mahrum bölgesinden çıkıp çok önemli noktalara gelmişti. Bizden çok daha iyisini bekliyordu. İyi de baba, bütün önemli adamlar yokluklardan gelir. Ve çoğu da en önemli atımlımlarını 20'li yaşlarda yapar.
*
Basit düşünmeyi severim. Lost'u derinlemesine düşünmem.
*
Şimdi de bir arkadaş konuşuyor:
"Recep İvedik 3'ün korsanı çıktı. Korsana gittim. Korsan, dürüst adammış, çekimin, sinema çekimi olduğunu da belirttiği halde; korsanını aldım. Çünkü, Recep İvedik 3, avatar mı; sinema çekimi olsa ne olur, olmasa ne olur? Görüntü yönetmeni ben olsam daha iyi çekerdim. Korsanını aldım, izledim"
Bu konuşan arkadaşı tasvip etmedim. Bu arkadaşı, cahiliye dönemi cahillerine benzetiyorum. O cahiller ki, peygamberi tasvip etmedikleri halde, Kuran'ın büyüsünden kendini alamazlardı da, gizlice Kuran dinler veya okurlardı. Recep İvedik'in ne büyüsü var ki, korsanını aldın?!
*
6. Sınıflarda "İlk Vahiy: Oku" diye bir konu var.
Anlatıyoruz:
Oku emrinden sonra 6 ay boyunca peygamber sadece rüyada ilerde olacakları gördü. 6 Ay sonra emir geldi ve peygamberliğini ilan etti. Sizce bir insan peygamberliğini ilan ederken sıkılmış mıdır, sahte peygamberler yüzünden, gerçek peygamberler imajlarının bozulduğunu düşünmüş müdür? Siz peygamber olsanız, eşinize dostunuza bunu nasıl deklare edersiniz? Peygamber gibi mahcup bir insanın psikolojisini düşünün...
*
Sevgili Günlük!
Keşke gizli olsaydın. Ya da kendimi gizleseydim. Neler neler dökecektim?! Ancak artılarımı dökebildim sana, halbuki ben hıyarın tekiyim. Kara üzüm habbesi değilim. Ve hıyarlıklarımı deli gibi yazmak istiyorum...
Ama çocukluğumda dilim yandı bir kere. Gizli günlüğümü abim eline geçirmişti.... Bu üç noktaya yazacağım çok şey vardı ya... Abim sağolsun.
son
Not: Sigara kullanmıyorum.
Ek:
Elfen Lied Lilium Extended (Very Long) -
5 temas:
:))))
Sizin bloğu ilk okumaya başladığımda böyle gülmüştüm...
Günlüğünüzü abinize okutun bakın şimdi gizli de okumasına gerekyok hepberaber okuyoruz ;)
Bir de bizim de bi Tarihçimiz vardı sınavda 4 guruba ayırırdı (nefret ederdik ondan ) ama ama ama biz yine de kopya çekerdik :P
Güzel yazıydı wesselam...
hayatı bir yazıya sığdırmışsınız nerdeyse hocam :) hem güldüm, hem anladım.
bu biçimde yazmayı özlemişim, seni okuyunca farkettim...selam ederim.
not:sigara kullanıyorum, ama içerken fotoğrafım yok :)
hakkaten danke schön.. ne diyeyim daha? gözlerimi açtım, ağzımı kapatıp nefesi bile yavaş yavaş aldım ve yazınız okudum. bugünlerde yalnızlığımı gideren samimiyetinize, akıcı uslubunuza gerçekten danke schön.........
diğer 3 yorumunuza benden danke schön :) ve siz de yorumlarınızla beni yalnız bırakmadığınız için danke schön, ve samimiyetinize danke schön ve şükran cezilan...
Yorum Gönder
Gerçekten çok güzel bir konuya temas ettiniz. Teşekkür ederim.