12 02 2010

Din Dersinde Aklıma Gelir Neler Neler

Ders anlatırken bazen gülüveriyorum. Öğrenciler "Neden güldünüz hocam? Aklınıza gene bir şeytanlık geldi değil mi?" derler. Ben de " evet geldi" diyorum. Öğrenciler, Allah'tan, "şeytanın bol olsun" demiyor. Deseler ne olacak?! Gülip, geçicez... Çünkü çok saflar, çok masumlar. Bu yüzden aklıma gelen şeytanlıkları söyleyemiyorum.

1- Samet

Samet diye bir öğrencim var. Arasıra ismini söylediğimde gülüvereceğim gelir. Arasıra da gülerim. Çünkü her Samet dediğimde "simit" dememek için kendimi zor tutarım. Bir kere "simit" desem çocuğa; akuldaki adı simit kalır, mahalledeki adı da simit olur, mahalle okulu olduğundan en az 50 yıl burdalar...Velilerimiz okulumuzdan mezun... Bir de din öğretmeniyim, lakap takmanın kötülüğünden bahsediyorum.

Aynı durum, Sümbül için de geçerli. Her sefer "dümbül" dememek için zor tutarım kendimi. He bir de "Batur" var. Moğolistan'ın başkenti "Ulan Bator"dan esinlenerek, Ulan Batur!! diyesim gelir. Aslında daha bir sürü var böyle.

1. Maddem daha hiç bi şi...



2. Recep İvedik

Recep İvedik en fazla ilköğretim çağına hitap eden espriler  yaptığından olmalı, bizim çocuklar Recep İvedik'i kendilerine model almış. Öğrencilerin, Yılmaz Erdoğan'ın "Cebimde Kelimeler" ve benzerlerine (vb) pek tahammül edebileceğini sanmıyorum.

Model aldıkları Recep İvedik'in "orama koma burama ko" larını o kadar çok duyuyorum ki, az kalıyor "çok soktun çek" gibilerini dememe. Burda bile diyemiyorum. Devamı bu linkte.

En azından "matarama su ko" diyebiliyorum çocuklara. Bir de, bir kez sınıfa girdiğimde öğrencinin teki, Recep İvedikvari "böhühü" diye böğürerek gülmüştü de, ardından ben de "böhühü" diye gülmüş ve akabinde "Ne var oğlum böyle gülmelerde?! Bir tek sen mi böyle gülebiliyorsun?! Ayağa kalk ve aynı şekilde gene gül!!" demiştim. Öğrenci, kalkıp böğüremedi Recep İvedik gibi... Ama ben  "böhühü" diye gene güldüm "Ne oldu?! Rengin soldi?! " dedim ve gülüştük. Emir verdim: "Bir daha böyle gülünmeyecek!!" Gülünmedi de...


Dahası, Recep İvedik 3'ün fragmanında Recep İvedik'in çamurdan yaptığı malafatı, daha önceden başka bir yerde mesela "burada" izlediğimi de söyleyemiyorum. Gülüp geçiyorum, evet aklıma şeytanlık gelmişti gene...

3. Fenerbahçe Türkiye Kupası  Tarihi

Ama Fenerbahçe'nin her Türkiye Kupası'ndan elemeleri sonrası daha pis gülüyorum. Hele hele Fenerbahçeli çocukların emrahvari  "hocam biz Türkiye Kupası'nı hiç görmedik. Siz gördünüz mü? Yazık değil mi bize? Nasıl bi şi bu?" dediklerinde gülüşüm derinleşiveriyor. Gülüşümün ardındaki şeytanlıkları bırakın çocuklara söylemeyi, burada bilene söyleyemiyorum. Sadece "ben bir kez küçükken almışlar, ama hatırlamıyorum. Siz de iyi çouklar olabilirseniz, mesela Şirinler gibi... Siz de kupayı görebilirsiniz. Hatta bu sınıftaki bir çok çocuk değil Türkiye Kupası'nı Avrupa Kupası'nı bile kaldırdıklarını görmüştür. Anladınız mı nasıl iyi çocuk olacağınızı? En çalışkan ve iyi çocuklar Galatasaraylı. Bunu bir imam arkadaşıma dediğimde o da namazını hiç aksatmayan cemaatin Gs'li olduğunu, aynı şekilde bir bankacı da kredilerini en muntazam ödeyenlerin Galatasaylılar olduğunu ve gene aynı şekilde askerlik şubesindeki memur arkadaşım en çok kaçakların Fb'lilerden çıktığını belirttiğini belirtmeden geçemiyeceğim. Yani şirinler gibi iyi çocuklar olursanız, şirinleri göremeseniz de Galatasaraylı olup, Avrupa Kupalarını da bonus olarak görebilirsiniz." evet sadece böyle diyebiliyor gene de aklıma gelenleri tam manasıyla ifade edemiyorum. Allah'tan böyle derken gülüyoruz da; gülüşüm, sırıtmıyor. Ben bunlara gülmüyorum ki...

4. Türkcelli'nin Gücü

"Türkcelli'nin Gücü, Türkcell'in çekim gücü" güfteli besteye bayılıyorum. Çok kısa, ama tekrarı insanı hiç usandırmıyor. Olsun Ravel'in Bolerasu da çok kısa ve tekrarı da adama usanç getirmiyor hiç. Bunun adını değiştiriyor ve "Türkcell Bolero" diyorum artık. Neyse ki bu konuda kendimi tutmama gerek kalmıyor. Öğretmen masasında ritim tutarak "Türkcelli'nin Gücü, Türkcell'in çekim gücü" türküsünü -pardon- balerosunu söyliyebiliyorum. Hatta en güzel kim okuyacak diye yarışmasını da yaptırabiliyorum. Bir hafta boyunca kafamız şişiyor ama okulda.. Tenefüste, her yerde öğrenciden duyuyoruz: "Türkcelli'nin gücü, Türkcell'in çekim gücü" Müdür bile "ya bıktık şu Türkcell'den" deyüben şikayet etmişti de, çaktırmamıştım sebeb-i hikmeti ben olduğumu. Bana da gına gelmişti lakin. Artık başka bir ritim bulmalıydık. Bulduk da:

Çadırımın üstüne şıp dedi damladı.
Çadırımın üstüne şıp şıp dedi damladı.
Çadırımın üstüne şıp şıp şıp dedi damladı.
Çadırımın üstüne şıp şıp şıp şıp dedi damladı.

Şeklinde. Her defasında şaşırmadan şıpları birer kez artıraraktan... Bir nevi kreşendo, kreşendomuz... Nizami bir kreşendo olması için şıp şıpları artırırkene, ses tonumuzu da artırmamız gerekiyor. Bunu da belirtmeden geçemiyiciğim...

Kreşendo, bolero dedim de, batı özentim özellikle opero özentim hiç mi hiç yoktur. Opera neden el üstünde tutuluyor Avrupa'da? Çünkü opero, geleneksel Avrupa sanatlarını komplike bünyesinde barındıran bir sanat dalı değil, sanat dallarının hepsidir; o yüzden komplike dedim ya. Operada tiyatrosu var, orkestirosu var, kostümü neyim var,  bizim  gazelhanlarımız gibi tonerloru var. Yani bilumum Avrupa geleneksel san'atları adeta operoda cem etmiş.


Peki bizim Urfa Sıra Geceleri'nin nesi eksik Opera'dan? Bizim tüm geneleksel sanatlarımızı Urfa Sıra Gecesinde görebiliriz. Tenorlar yerine Gazelhanlarımız var, tenorlar gibi uzun hava okurlar; kostümleri de var, orkestira yerine saz hey'eti var. Bir tek tiyatrosu eksik operadan. Onun yerine de çiküftemiz var. Çiküfte ritüellerinin tiyatrodan ne farkı var ki?


Çiküfte dedim de gene gülüverdim. Bak (burada kendime sesleniyorum) ne güzel uygulamalı eğitim oldu. Güldüm çünkü aklıma gene bi şeytanlık geldi. Bizzat kendi uydurduğum bir fıkra:


Bir turist kadın, çiğ köfteciye yanaşmış:

- Bu nedir?
- Çiküftedir, benim ablam.
- Çiğ mi?
- Evet çiğ. Acı biber, eti pişiyor.
- Acı, eti nasıl pişirir ki?
- Sen bunu bi ye... Yarın sabah anlarsın; acı, eti pişiyor mu, pişirmiyor mu?

Tabii ki, bunuda anlatamıyorum öğrencilere. Dökebildiğimi bloğuma, dökemediğimi rüyalarıma dökebiliyorum. Bir ikizlerin rüyasını kimseler bilebilemez...

son

Alakasız: Gene de şimdiki nesli takdir ediyorum. Bu takdir edişimde Facebook'un payı büyük. Neden takdir ediyorum şimdiki nesli? Bir sonraki yazımın konusu olabilir.

Alakalı: Aslında bu yazı, bu yazımda " espri ile gıcıklık arasında ince bir çizgi var. Bu çizgiyi gerçek hayatta koruduğuma inanıyorum. Bunu nasıl koruduğumu, bu yazıya yazmıştım. Baktım konu çok uzun oldu. Sildim. Nasıl koruduğumu anlatan bu yazım, bir başka baharda yayınlacak." yazdığım yazıdır. Ama baharda köprünün altından çok sular aktığından, sildiğim yazı bambaşka bir şekilde yani bu şekilde tecelli etti.

5. ve 6. maddelerim var daha. Ama bir başka bahara.

Ayrıcana bu konuya benzer bir yazım daha var.

4 temas:

  1. Bende sizin gibi yapıcam ve içimden geçen düşünceleri yazmıcam :))

    Keyifliydi okumak :))

    Yüzünüzden gülücükler eksin olmasın hocam:))

    Muhabbetle.

    YanıtlaSil
  2. Hocam aklınıza da amma zamanlarad aykırı düşünceler geliyor.İnsan kendini zor tutar gerçekten.Hayatın komik yanlarını görmek kadar güzel şey yoktur.Espriyi zeki insanlar yapabilirmiş.
    Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Sıra geceleri ve opera benzetmesi hoştu..hı hı hoştu...ikisini bi an düşününce hı hı dedim ;) Operayı 10 dakika çekebilirim uzun hava okumasını da...

    Bi çırpıda okunan yazılar benim için güzel yazılardandır...Tıpkı bu yazınız gibi...

    Saygılar...

    YanıtlaSil
  4. @masal

    muhabbet benden

    @ramazan hocam

    sizin de mesaj yazan kaleminize sağlık. çok teşekkürler.

    @papuç

    sağol, varol saygılar ve dahi sevgiler benden

    YanıtlaSil

Gerçekten çok güzel bir konuya temas ettiniz. Teşekkür ederim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...