Önce bugünkü gördüğüm rüyam, ardından da tabirim:
Rüyam:
Evin salonundayım. Yemekteyiz programı bizim evde olacakmış. Davetliler de bir türlü evi bulamıyorlar ve telefon açıyorlar ikide bir. Telefonda evi tarif ediyorum. Ama "Alanya Yoluna mı saptınız?" soruma, ısrarla cevap vermemelerine sinir oluyorum. O sırada evi önceden tarif etmediğim halde, 'evi önceden tarif etmiştim. Niçin son dakikada beni arayıp beni zor durumda bırakıyorsunuz' diyorum. Tam böyle söylediğim anda eşim gözlerimin içine hunharca bakıyor.
Gözlerimin içine bakmasıyla bana ne demek istediğini de anlıyorum. Demek istiyor ki: 'Yemekteyiz programındaki yalanları, agrasiflikleri eleştiriyordun, ama aynı şeyleri sen yapıyorsun.' Göz göze geldikten sonra kekeme olduğum aklıma geliyor. Ama telefonda çok akıcı konuşuyorum. "Demek ki, programda da çok akıcı konuşacağım" diyorum içimden.
Ve eşime diyorum ki: "Bunların geleceği yok. Hadi biz arabayla gidip alalım. Ama benim gidiş istikametim tıka basa trafik olduğu halde, diğer yol, sapsakin ve yol da, bizim evin yolu değil de, sanki Kekova'nın yolu gibi kıvrımlı, uçurumlu, yemyeşil ve deniz manzaralı...
Trafikten ötürü yetişemeyeceğimizi anladığımız an, misafirlerimize telefon açıyorum "trafik çok yoğun size zor yetişirim, yürüyerek geliyorum" diyorum. Böyle derken de, bana inanmayacaklarını düşünüyorum.
Mekan değişiyor. Eşimle yürümeye başlıyoruz. Yolda bize gelecek olanlardan iki kişiyi görüyoruz. Birisi okulumdan Işık Öğretmen ve eşi Kemal Abi.
Beraber gittiğimiz yol, Ulus Çıkrıkçılar yokuşundaki gibi bir yer. Ne ararsan var. Hatay'ın yöresel sanatçılarının Arapça kasetleri de var. Işın Öğretmen diyor ki: "Şu kasetlerden alalım da, yemekten sonra Hatay eğlencesi yaparız." Diyorum ki: "Hatay'ı Türkiye'ye tamamen Arapm gibi tanıtmayalım. Hatay'da Türkler de var." Bunu dediğim an yanımızda, okulumuzun Hataylı ve Arap öğretmenlerinden Deste Öğretmen beliriveriyor. Deste öğretmeni o an görmeme rağmen, söylediklerimden alınacağını hiç düşünmüyorum. Ve "neden alınmamıştır diye düşünmedim" diye de kendime şaşıyorum.
Işık, Kemal, Eşim ve ben ilerlerliyoruz. Yolumuzu kaybediyoruz. Gittiğimiz yer, Sincan'ın yeni yapılaşan yerleri gibi, yollar da çamurlu. Ayakkabılarımız hep çamur oluyor. Bu çamurlu yollarda yürürken "Vatan sana canım feda" gibi yürüyüş kararı sayan askerlerin sesini duyuyoruz.
Bu seslerle beraber, eve yaklaştığımızı anlıyorum. Çünkü evimiz, askeri birliğin hemen yanındaymış. Seslere iyice yaklaşıyoruz ve anayola çıkıyoruz. Yola çıkmamızla, yanlış bir yere çıktığımızı hemen anlıyoruz. Çünkü askerler birlikte değil, caddede yürüyüş kararı sayıyor.
Askerleri yolda görünce, acaba ihtilal mi oldu diye merak ederken, birden kendimizi askeri üniformalar içinde görüyorum. Askerlerin başındaki yüzbaşı da, yanımızdaki Kemal Abi'ye "komutanım" diyor.
Kemal Abi, meğerse çıkrıkçılar yokuşunda giderken yanına bazı kaset ve hırdavat malzemeleri almış. Aldıklarını, yüzbaşının elindeki bazı eşyalarla değiştirmeye çalışıyor ve değiş-tokuş için seyyar satıcılar gibi, elindekileri kaldırıma döküyorlar. Alış verişi kaldırımda yapıyorlar.
Kemal Abi'nin işi bittikten sonra, darbe olduğu için çatışma ihtimaline karşı, askerin elindeki silahları kontrol ediyor. Bir adam boyu büyüklüğünde jilet gibi keskin demirleri, tahta kabzalara takıyor. Demirleri kabzalarına taktıktan sonra bir asker gelip, demirlerin keskinliğini kontrol ediyor. Kontrol için elini ve ayağını demire sürtüyor. Demire sürtmesiyle, derisinin sıyrılması bir oluyor. Fakat yarada kan, kırmızılık yerine, bembeyaz bir şey ortaya çıkıyor; sanki bir elmayı kesmişçesine. Bu duruma hayret ederken, 07.00 sularında eşim beni kaldırıyor."
*****Rüya bitmiştir****
Böyle bir rüyayı hangi allame ve babayiğit tabir edebilir. Tabii ki ben :). Herkes en iyi, kendi rüyasını tabir eder; etmeli de.
Her gittiğim okulun ilk günlerinde özellikle kızlar, teneffüslerde gelip bana rüyalarını anlatır. Ben de rüya tabirlerinden hiç anlamadığımı söylerim. Eğer anlayarak anlatsaydım veya anlamadığım halde, rüyaları tabir etmeye kalkışsaydım başımı alamazdım ki...
Başımı alamazdım deyince... Hz. Abdullah bin Mes'ud, rüyasında başının koptuğunu ve yokuş aşağı başının ardından koştuğunu Hz. Muhammed'e (SAV) anlatınca "şeytani rüyaları anlatmayınız" diye buyruk almış.
Evet tabir diyordum...
Tabir
Yemekteyiz programını görmemin sebebi: Hataylı olmamdan ötürü, Yemekteyiz Hatay'ı izledim.Doğal olarak etkilenmişim.
Bizim evde olması: Yemekteyiz Antalya'yı merak etmem.
Eşimin bana hunharca bakması: Yemekteyiz'i izleyemiyoruz; çok gıcıklar. Olabildiğince hunharca kavga ediyor yarışmacılar. Fakat aslında onların öyle insanlar olmadığını biliyorum. Çünkü Yemekteyiz Hatay'daki kavgaların yönetmenler tarafından kışkırtıldığını anlatan bir Hataylı hemşerim var Antalya'da. Yani ben de çıksam, ben de kavga edeceğim.
Kekemeliğimi düşünmem: Hayatımda, rüyalarımdaki akıcı konuşmalarımı düşünürüm. Görme engellilerin, rüyada görmeyi düşlemeleri gibi bir şey herhalde... Tv programlarına çıksam halimi düşünürüm, buna rağmen derslerde bülbül gibi şakımamı düşünürüm ve öğretmenler günü için kaldığımız otelde karoke yarışmasında söylediğim şarkı aklıma gelir; adeta Hüseyin Turan'ın 2. versiyonuyumdur. Bu duygulardan ötürü rüyada görmüş olmalıyım.
Yolların güzelliğini görmem: Okulumla evimin yolu Kekova yolları kadar güzel olmasa da, manzarası güzel. Trafiğin aşırı yoğunluğuna rağmen, yollarda streslenmemek için, dağlara bakmam, yeşilliğe bakmam ve bunu takıntı haline getirmemden dolayı. Antalya'dan önce, Ankara ya da Vandayken, trafiğin ortamından uzaklaşmak için kırmızı ışıkta, gökyüzüne bakardım. Artık Antalya'da buna ihtiyaç duymuyorum. Gökyüzüyle beraber yeryüzü de muhteşem. Antalya'daki 2 yılımda hala bunun sevincini içimden atabilmiş değilim.
Ayrıca trafiğin yoğunluğuna inanmayacak olmalarını düşünme sebebini ise, Yemekteyiz'e katılsam hangi tür aksiliği yaşardım diye bir kez düşünmüşlüğüm vardı.Ama ne yaşarsam yaşayım, yarışmacılara inandıramayacağımı da düşlüyordum. Düşümde aynen çıktı.
Işık ve Kemal kişilerini görmem: Yaşamıma göre aslında Işıkla Kemal'i değil de, Mavi Öğretmenle eşi Mahluk Bey'i görmeliydim. Çünkü Yemekteyiz Antalya elemelerine katılacağını söyler dururdu Mavi. Fakat neden onları değil de, Işın'la eşini gördüm? Bilmiyorum.
Çıkrıçılar yokuşu: Son bir haftadaki aşırı gezintim olsa gerek. Her şey var çarşıda. Son bir haftada yaşadığım herşey.
Deste Öğretmen ve Arap muhabbeti: Yemekteyiz Hatay'ı en çok okulumdaki hemşerim Deste'yle konuşuyoruz. Bu konuşmalarda Hatay'ın kardeşliği de vurgulanıyor zaman zaman. Hataylı olduğumu her öğrenenin "Arap mısın?" sorusuna muhatap kalmamdan ötürü bu kısmı görmüşüm. Arap muhabbetine, Deste öğretmenin bozulmamasını ise benden daha çok, Türkiye'yi sevmesine ve Atatürkçü olmasına bağlıyorum. Kasetler ise, Hatay'daki bir internet cafedeki bilgisayardan, flash diskime 10 gb'lik Arapça şarkıyı indirmemden ötürü tarafımdan görülmüş olmalı.
Sincan'a benzeyen yapılaşma, çamurlu yollar, askeriye ve darbe: Sincaan'a benzetiyorum, çünkü Antalya'nın varoşlarındaki okulumun etrafında yapılaşmalar var. Çamurun sebebi ise, okula yeni yapılan otopark ve otoparkın çamurlu oluşu. Okulumuz, askeri birliğe yakın, hergün yürüyüş kararlarını dinliyoruz, e bir de, haberlerde her daim Ergenekon, darbe muhabbetleri duyunca etkileniyorum doğal olarak.
Üniformalarımız: Gene Mavi Öğretmen'e geldim. En son O'nunla, eşinin askerlik muhabbetini yapmıştık. Ve burada da Işık ve Eşi yerine, Mavi ve Mahluk gelmeliydi. Ama Işık öğretmenle de geçen yaz, askeri lise sınavını kaybeden oğlunun hikayelerini konuşmuştuk. Ayrıca Işık ve Eşi'nin asker tanıdıklarının çok olması yüzünden onları asker kıyafetleri içinde görmüş olabilirim. Kemal Abi'nin üniformasının rütbesiz olması ama komutan tarafından rütbeli olarak görülmesini ise geçenlerde "operasyon sırasında giyilen üniformalarda rütbelerin pek belli olmadığı" nı anlatan bir hikayeyi okumuş olmama bağlıyorum. Kemal Abi zaten tüccar, rüyamda askerlerle yol üstü ticaret yapmasına da şaşmıyorum.
Demir, demirin keskinliği ve Askerin yarası: Bu kurban bayramında köydeydik. Kayınpederim de, kurbanı parçalamak için eski usul "makat" denilen bir keser almıştı. Zaten gördüğüm demirler de, o keserin bir adam boyunda olanı. Bir adam boyunda görme sebebi ise, derste Azrail'i ve elindeki orak mı nedir, işte onu Azrail boyunda çizmem. Askerin yarasının kanamaması ise, hem derste endorfinden ötürü şehitlerin ve kurbanların acı çekmeyebileceği ve aslında Azrail'in çizdikleri kadar korkunç hayal edilmemesi gerektiğini anlatmamdan kaynaklanıyor olmalı.
Peki asker neden demirin keskinliğini test etmek için elini bacağını sürdü? Bunun da sebebi, bayramdan önce, bıçak satan seyyarın, bıçaklarını test etmek için bıçağı gazeteye sürtmesi ve anında gazetelerin ikiye bölünmesi. Bu esnada benim, gazete yerine, insan uzuvlarını hayal etmem ve bu seyyar satıcının mallarını yerde satmasından dolayı, Kemal Abi'nin kaldırımda mallarını satması...
****Tabir bitti***
Evet bu tabir değildi. Neden bu rüyayı gördüğümü açıklayan bir şeydi. Aslında rüya tabiri, Psikanalizde Freud'un bilimsel bir metodu. Fakat Psikanaliz'in tabir metodu, bilimin kendisinden farksız değil. Mesela bilim mıknatısın, demiri çekmesini sebep ve sonuç içinde açıklarken, nasıl çektiğini açıklayamaz.
Saçmalamaya başladım. Ama kasten saçmaladım. Malesef benimkisi tabir değil; sebep-sonuç ilişkisi. Tabir dediğin, bu rüyadan ileriye dönük mesajlar çıkarmak olmalı.
Bu da her babayiğidin harcı olmasa gerek. Bu rüyayı en güzel bir şekilde tabir edebilecek olan Hz. Peygamberime rüyamı, Abdullah bin Mesut gibi anlatma şansım olsaydı, Peygamberim, "hele ikizlerin rüyaları hiç anlatılmamalı" buyur muydu? Bilmiyorum.
benim tabirim : bilinçaltınız çok dolmuşmuş, iyi olmuş bir rüyada hepsini boşaltması :)
YanıtlaSilyazıyı düzeltiyordum. geçici rahatsızlak vermişsem özür dilerim.
YanıtlaSilYorumunuza gelince; yorum budur, -pardon- tabir budur :)
bi süre ikizlerin ne olduğunu annlamadım:) diyom, ikizi mi varmış hocanın.. de ne alaka, ikisi bir göremez ya. neyse, ben de bunu saatin 02:20 olmasına bağlıyorum :D
YanıtlaSilbi dost'a
YanıtlaSiliki kişi tarafından görülen rüyalar, sahih (gerçek) oluyor. ve bir anlamı kesinlikle oluyor. mesela ezan iki kişi tarafından rüyada görülüp, uygulamaya konuluyor. hoca dedin ya, hocalığımı konuşturmalıyım :P
ayrıca, iki kişinin gördüğü bir rüyada, o iki kişiden birisi olmayı istemem. sen ister miydin?
ben de istemezdim, iki kişinin gördüğü sır değildir.. :P
YanıtlaSilşaka şaka, sırf bu kötü espriyi yapabilmek için istemezdim dedim. isterdim ben, çok egzantirik olurdu.
bence espri süperdi :)
YanıtlaSilVan'da öğretmenim. Rüyamda tayinim İstanbul'a çıkmış. İstanbul çok pahalı şehir diyorum rüyamda. Bu sırada Eminönü'ndeki Yeni Cami'deyim. Birden deniz yükselmeye başlıyor. Deniz, köprüleri, vapuları, binaları yutuyor. Camiye tırmanmaya başlıyorum. Deniz, kubbeyi de aşıyor. Minareye tırmanıyorum. Minareyi de su aşmak üzere. Minarenin alemindeyken sular duruyor. Ve rüyamda rüyamı tabir ediyorum: "İstanbul'da madden batacağım, manen yükseleceğim" Ardından dua ediyorum: "Allah'ım maddeten de, manen de yükseleyim". Duamdan sonra uyanıyorum. İki ay sonra tayinim Antalya'ya çıkıyor. Şimki iki sene oldu bu rüyayı göreli; madden de manen de batık durumdayım Antalya'da...
YanıtlaSil