
İkaz: Aslan'ın anlattığı hikayedeki kişi ben değilim. Umredeki hatıralarımın birleşkesidir. Mesela, Medine sokaklarına muz kabuğu atanlardan birisi bendim... ve erzak da götürmüştüm :)
Mikrofon Aslan'da:
"
gece yarısı, mescid’i nebi’nin (hz. Muhammed'in mezarının olduğu cami) minarelerini gördük. sonra, otelin önüne geldik. otelin çatısında ışıklandırılmış “milli görüş” yazısı, medine’nin bir çok yerinden gözükecek büyüklükteydi.
otel odalarımız ayarlanırken, bizler, sokakta bekliyorduk. çoğu kişi, türkiye’den muz getirmişti. sıcak memlekette insanların, çok sık ishal oldukları anlatılmış ve bu yüzden, bolca muz tüketmemiz tavsiye olunmuştu. halbuki aylardan ocaktı... arkadaşlarım, hemen erzak poşetlerinden muz çıkarıp yemeye başladılar. muzları yediler ve kabuklarını sokaklara attılar. çok şaşırmıştım, peygamber şehrinin kirletilmesine. arkadaşlarım başka bir tarafa gittiklerinde, arkalarından dönüp, kabukları aldım ve çöpe attım.
otele yerleştik. yorgunluğumuzdan ötürü sabah namazına, zar-zor kalktık. sabah namazını, araplar çok uzun kılıyormuş. bazı arkadaşlarımız, namazda uyuya kaldı. hatta bir arkadaşımız, arkaya doğru yıkılırken, arka saftaki adam, kendisini tutmuştu. bu olaya, gün boyu çok güldük. sabah namazından sonra, kendimizi yatağa attık.
öğlene kadar uyumuştuk. öğle namazı öncesinde, özel okul hocalarından birisi, bizi, “ubeydullahlar, ubeydcikler (allah’ın kulcukları, kulcuklar)” diye kaldırırken, bizim imam hatipliler, böyle kibar hoca görmediklerinden hocaya, tuhaf-tuhaf baktılar. sonra bu hoca, aramızda, dalga konusu oldu.
oda arkadaşları “hadi, erzaklarımızı buraya yığalım. gidene kadar paylaşırız.” dedi. herkes erzaklarını koydu. benim erzak koymadığımı gören bir arkadaş “aslan, sen erzak getirmedin mi? getirmediysen, bizimle yiyemezsin” dedi. kendisine, durumu anlattıktan sonra üzüldü, özür diledi. ben de, “bu durumu, asıl, en baştan ben anlatmalıydım” dedim. hazırlanan yemeğe beni davet ettiyseler de, yemeğe oturmadım. otelden çıktım. bir türk lokantası buldum. medine’ de kaldığımız 8 gün boyunca, aynı lokantaya gittim.
medine’yi çok seviyordum. çünkü, o günkü bilgimle, medine’nin Allah’ın Cemal (güzellik) ismine mahzar olduğunu ve bu yüzden medine’nin latif, hoş, munis; insanlarının güleryüzlü ve misafirsever olduğu, içime kazınmıştı.
gezilecek kutsi yerleri hep beraber geziyorduk. bu gezilerde, özel okul öğrencilerinden birisi ilahi okuyor, ve özel okul öğrencileri de “hu” zikri çekiyorlardı.
biz imam hatipli öğrenciler de, bu durumla dalga geçiyorduk. bir gün, bu ilahiler esnasında, “eaalllaahh” diye esprisine bağırınca, imam hatipli öğrenciler ile yarılmıştık. zaten otobüsün en arkası bizim tayfaydı. artık, sürekli, zikirlerinde “eaalllahhh” diye bağırıp arkasından kahkaha atıyorduk. bu kahkahalarımızda ilahileri söyleyen mahmut da, bize kızgın bakışlarını gönderiyordu. gene birgün, yaptığımın aslında çok yanlış olduğunu ve aslında imam hatiplilerin havasına girdiğimden bu hataya düştüğü düşündüm. bu düşüncemden sonra, artık kimse ile takılmamaya başladım.
Artık yalnızdım.
"
Devam edecek...
Hacı Bayram'ın Delisi 1
Hacı Bayram'ın Delisi 2
Hacı Bayram'ın Delisi 3
Resmin Kaynağı
2 temas:
Peygamber şehrinde muz kabukları.. Nasılda bağırıyoruz biz buradayıız diye:)
Ama enterasan, 3,5 milyonluk Müslüman'ın hac yaptığı iki muhteşem Mescid-i Haremeyn her daim tertemiz... Bize rağmen... Demek ki isteyince oluyormuş....
Mesela :) Ankaray da tertemiz kaldı yıllarca, korumak lazım :)
Bize rağmen
Yorum Gönder
Gerçekten çok güzel bir konuya temas ettiniz. Teşekkür ederim.