Subscribe Twitter FaceBook

13 06 2009

Hacı Bayram'ın Delisi (1. BÖLÜM)

1993, Lise üçteyken okulca bir uçak kaldırıp umreye gitmiştik. Bu umre'den çıkardığım bir dizi yazım başlıyor. Çok uzun bir dizi. Bu dizide, hayalimde kurduğum, günümüzün ermişleri, kafadan attığım rüyalar, imam hatiplilerin aşkı, serserilikleri ve uçuk kaçık anılarım var. Bu diziyi Aslan, benim adıma anlatacak

Aslan Anlatıyor:

UMRE ÖNCESİ

galerimizin bodrumundaki mescidine inerken, yumruğumu hızla duvara vurdum. yumruğum, prize gelmiş ve priz kırılmıştı. ağlayarak “ya baba! umreye gitmemi istemiyorsan, istemiyorum de. neden pasaport işimi halletmiyorsun” dedim.

babam, kahkaha atarak “aslan, ben senin böyle olduğunu bilmezdim. celallenme! namazı kılalım, pasaportunu hallederiz” dedi.

emekli müftü ve eski milletvekili olan babam, alışmam ve yetişmem için imamlığa gene beni geçirdi. namazı kıldırırken pasaport işimi halletmeyen babama -içimden- hala sayıyordum. bu saymalardan sonra, çocukluğumdaki umre hayallerim, aklıma geldi:



imam hatip’in orta okulunda iken, okulun bahçesine otobüsler girdiğinde umre töreni olacağını tüm öğrenciler gibi ben de anlardım. sınıfta bir kıpırdanmalar başlar, hocayı kimse dinlemezdi. gerçi, hoca da heyecanlanırdı. ne de olsa bazı öğretmenler, kafilede görevli olarak umreye gidecekti. kimse dersi takmaz, bir an evvel aşağıya inmek isterdi.

sınıfımın bu durumunu, çöl aslanı (ömer muhtar) filmindeki kuran kursuna benzetirdim. bu filmde, ömer muhtar, çocuklara kuran öğretirken düğün alayı geliyor ve çocuklar da bizim gibi dersi takmıyordu. ömer muhtar da öğrencilerine şefkatle muamele ederek izin veriyordu. sınıfımı o sınıfa benzetirken, o anki hocamı da ömer muhtar’a benzetirdim. hocamız da bize izin verirdi tabii. bahçeye inerdik hemen. bahçeye indiğimiz zamanki, çalan marşlar, ilahiler, okunan kuranlar, hatta bir defasında getirilen mehter takımı… velileri, misafirleri ve öğrencileri yoğun bir şekilde, havaya sokardı. biz çocuklar da “biz de büyüyünce böyle umreye gideceğiz” der, teselli olurduk. 7 bin kişilik okuldan, en az 10 otobüs umreye giderdi. umre kadar, 1 ay süren, otobüs yolculuklarına da imrenirdik.

lise 1’e geçtiğimde, körfez savaşı sebebiyle kara yolu ile umreler iptal edilmiş ve okuldan, o sene kimse umreye gidememişti.

bu durum üç sene sürdü. lise üçte, tam hayallerimiz bitti derken, bir ilan çıktı. ilana göre, imam hatip lisemiz ile bir özel okul anlaşmış ve anlaşan iki okul, bir uçak kaldıracakmış.

uçakla gidileceğinden kontenjan sınırlıydı. babama sormadan, hemen müdür yardımcısına ismimi yazdırmıştım. müdür yardımcısı da, durumumuzu bildiğinden ismimi hemen yazmıştı.

işte geçen bu sure zarfında pasaportum gelmemişti. sebebi de, ankara emniyeti’ne, kütüğümün kayıtlı olduğu, adana emniyetinden bir belgenin gelmemesi idi.bu iki haftada, süre dolmak üzere ve şirket de, nerdeyse beni silmek üzereydi.

namazda bunları düşünürken aklıma bir cinlik geldi: namazdan sonra hemen parayı almalıydım. böylece, parayı veren babam, pasaport işini ihmal edemeyecek, hem de pasaportumun geç kalmasından ötürü, beni silmek isteyen şirket, silemeyecekti.

namazı kıldık, babamdan güç bela parayı kopardım. hemen, balgat’ ta refah partisi genel merkezi’ nin karşısındaki şirkete gittim.

- sen silindin.
- nasıl silinir?
- pasaportun gelmedi. vizeler çoktan alındı. senin vizen yetişmez. hem de yerimiz doldu.

o sırada babamın arkadaşlarından birisi aklıma geldi. babama bu olayı söylesem, parayı ister ve “ ne yapalım, hayırlısı olsun. ” derdi. zaten, siyasetçi olan babamın, bir siyaseti de işleri oluruna bırakarak insanları kırmamaktı.

babamın bu arkadaşı, ankara merkez vaizlerinden ve okulumuzun anlaştığı özel okulların sahibi olan bir hocaefendi idi.

arabaya bindim. ikindi namazı çıkışında hoca efendi’ yi, yakalamalı idim. camiden çıkarken yakaladım hocayı. allah affetsin, babamın olmayan selamını söyledim. hoca da, şirketi arayıp yardımcı olmalarını söyledi.

şirkete geri gittim. hocayı kıramamışlardı. paranın tümünü, hemen verdim. iki güne kadar, pasaportum gelmesi şartı ile kabul ettiler. paranın o gün hepsi olmasa idi, herhalde gene kabul etmeyeceklerdi. halbuki, vizesi alınanların bir çoğu, paranın tamamını daha vermemişlerdi.

akşam olmuştu. babama, “paranın hepsini verdiğimi ve pasaport için iki süremiz olduğunu” söyledim. babam gülerek, “artık, pasaport işini asamam” dedi. akşam vakti babam, adana’ dan bir emniyet müdürü ile görüştü. bu müdür, ankara’ da bize yardımcı olacağını belirten bir amir adı verdi.

sabah, emniyete gittim. ismi verilen amiri buldum. amir, pasaporta bakan amirdi. adana’dan evraklar gelmişti. pasaportum öğlen olmadan çıkmış, şirkete tarafımdan verilmişti.

artık, rüyam gerçek olmuştu. sadece geri sayım kalmıştı. gerim sayım sürecinde, diğer arkadaşlarım, umrede yiyecekleri erzakları ve umre dönüşünde verilecek hediyelerini almakla meşguldu.

4 temas:

KONHAF dedi ki...

Bu denli özlemle yanmak ne güzel.. Yalandan selam söylemeyi bile göze almış:S Bende çok istiyorum nasip olur inşallah.. Müftü millet vekili babamız yok ama para biriktireceğiz artık ne yapalım:( Allah herkese nasip etsin.. bide meşhur bi söz var; çağrılmayan gitmezmiş:)

muhaber dedi ki...

inşallah nasip olur...

yüksek ökçe dedi ki...

Ben de -gerçekten- çok istiyorum. Tek korkum hayal kırıklığı yaşamak:(

Uzaktan sevmek meselesi..

muhaber dedi ki...

evet... imam azam şöyle diyor:

mekke'de kalıp, bağdat'ı özleyeceğime; bağdatta kalıp, mekke'yi özlerim...

Yorum Gönder

Gerçekten çok güzel bir konuya temas ettiniz. Teşekkür ederim.

Related Posts with Thumbnails