Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde (sözünde):
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlığınızdan sorumlusunuz. Amir, koruyucudur ve maiyetinden sorumludur. Kişi ailesinin koruyucusu ve eli altında olanlardan sorumludur. Kadın eşinin evinin koruyucusudur, eli altında bulunanlardan sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının koruyucusudur ve eli altında bulunanlardan sorumludur.
Hulâsa hepiniz çobansınız ve her biriniz emri altında bulunanlardan sorumludur" (resmi kaynak için; tıklayınız ) diye buyurmaktadır.
Bu hadisi çok iyi bilen Kayacı da, geçenler de ironik bir şekilde "çobanla oyum eşit olmaz" diyerek, İslami kesimi rahatsız etti.
Bu laf üzerine, dini kesim çok alındı. Çünkü, hadisle çobanlığı sabit dindarların... Başbakanından, çobanına kadar...
Ve bu lafa, bazıları acaip sarıldı; "eferim" dedi.
Benim dindar kesim, demokrasiden ahkam kesti.
Halbuki, Aysun Kayacı ve Aysun Kayacı'yı savunan avanelerin "demokraside herkesin oyu eşit olmamalıdır" çıkarımını ben, imam hatip lisesi'ne gittiğim 11 yaşından itibaren dini kesimden sayısız kere duymuşumdur.
Bu duyuşumda en büyük örnekleri de, Hz. Ömer'dir.
Hz. Ömer, bir hain tarafından bıçaklandıktan sonra hemen şehadet şerbetini içmez. Saatlerce can çekişir. Can çekişmesinde, kendisinden sonra kimin seçileceği konusunda, hayatta kalan 7 cennetlik sahabeden 6'sını:
1- Hz. Osman
2- Hz. Ali
3- Sa'd b. Ebi Vakkas
4- Talha b. Ubeydullah
5- Zübeyr b. Avvam
ve
6- Abdurrahman b. Avf olmak üzere seçer. Oğlu Abdullah'a da "Seçtiğim 6 kişi, eve kapanacaklar. 3 Gün içinde içlerinden birisini, emir (halife) seçecekler. 3 Gün sonunda seçim olmazsa hepsini idam edip, istediğini emir seçeceksin" der.
İşte bu olayı, İslami Demokrasi altında verip, bizim kesim özetle şunu der: "Hz. Ömer, herkese oy hakkı vermedi. Sadece, o günkü en değerli insanlara görev verdi. Gerçek demokrasi budur."
İsterseniz, iki alıntı yapayım:
1- "İslam, iktidarı ( yönetimi, liderliği ) cahil avama ( düşünmeyen alt tabaka ) değil “ideolojinin eğittiği, Allaha sorumluluğunu bilen, daima adil, zulme ölümü pahasına dur diyebilecek, rantını ardına atıp öncelikle islam toplumu düşünen, İslamın ilkeleri ile yoğrulmuş kişilere seçtirir." kaynak
2- "İslâm'daki istişâre sistemi çoğunluk veya azınlık farkı gözetilmeksizin imkan dahilinde herkesin görüşünü almayı gerektirmekte, ancak, görüşler içinde tercihe şayan olanın, parmak hesabıyla değil, derin ve tarafsız aklî araştırma neticesi tesbit edilmiş olanın tatbik mecburiyetini içermektedir." kaynak
Türkiye'de Aysun Kayacı'ya kızanlar da, O'na sahip çıkanlar da aynı şeyi söylüyor. Türban yasağı kaldırılırken, türban yasağını savunanlar "ekonomi elden gidiyor"; Akp'ye kapatma davası açılırken de, Akp'nin kapatılmasına karşı olanlar da "ekonomi elden gidiyor" demediler mi?
Asker karşıtları "savaş, askerlere bırakılamayacak kadar ciddidir" derken; darbe yanlıları da "politika, politikacılara bırakılamayacak kadar ciddidir" diyebiliyor, bizim ülkemizde.
Herkeş başkasının işini yapınca da, Aysun Kayacı mankenlik dışı işler yapabiliyor.
Sonuç:
"Mankenlik, mankenlere bırakılamayacak kadar ciddidir."
5 temas:
Konuyu İslam açısından hiç düşünmemiştim.
Fakat şu kesin açık ki modern insan hakları ile İslam haklarının tezat noktalarından (Oktay Uygun hocamıza göre bunlardan temel olan 7 tanedir) bir tanesi de tamamen bu eşitsizlik üzerine kurulu.
Öyle karmaşık laflar etmeyeceğim. Sadece kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğe bakın yeter. Ve sadece oy bağlamında da değil, şahitlikte bile...
Sanırım Kayacı'yı en son eleştirmesi gerekenler dinci kesim mensupları.
Ayrıca yanlışım varsa düzeltiniz ama "hizmetçi" değil "köle" olacaktı doğrusu ;)
ben de zaten bir din kültürü öğretmeni olarak, Aysun Kayacı hakkında çuvaldızı kendimize batırmak istedim.
Fakat, köle ve kadın haklarındaki, görüşlerinize pek katılamayacağım :(
Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.
Asıl ben güzen yazınız için teşekkür ederim.
Hayrettin Karaman Hocam'ın konuyla ilgili bir yazısı:
Felsefi ve dini manada çoğulculuk bizim medeniyet, kültür ve imanımız ile bağdaşmıyor. Çünkü bu manada çoğulculuk "aslında hiçbir mutlak hakikatin olmadığı" veya başka bir deyişle "Bütün inanç ve düşüncelerin mevcut muhteva itibariyle de eşit oldukları" manasına geliyor. İslam imanı ise "İslam'ın bütün kesin muhtevası ile tek doğru ve mutlak hakikat olduğuna", buna ters düşen felsefe, iman ve dinlerin ise hakikat dışında bulunduğuna (bâtıl olduğuna) inanmayı gerekli kılıyor.
Sosyal ve kültürel çoğulculuk insanların ve kültürlerin değer bakımından da eşit oldukları esasına dayanıyor. Halbuki Müslümanlar hem İslam insanının diğer insanlardan –insan olmak bakımından değilse de insanlığı belli bir iman ve ahlak çerçevesinde gerçekleştirmek bakımından– üstün olduğuna, hem de İslam medeniyet ve kültürünün örnek olduğuna inanmak durumundadırlar.
Dünya küçülüyor, demokrasi tamamlandıkça çoğulculuk da tamamlanıyor; hem dünyanın gidişinin etkisi hem de çoğulculuğun baskısı Müslümanların kimlik, kişilik, kültür ve medeniyetlerini bir yandan korumalarını, bir yandan da yeniden veya devamlı inşa etmelerini olumsuz etkiliyor. İnanç, düşünce, ahlak, davranış, hayat tarzı gittikçe bozuluyor, kozmopolitleşiyor, kırmız çizgiler renk değiştiriyor, sınırlar belirsiz hale geliyor.
Bütün bu olup bitenleri iyiye yorumlayanlar, bunu modernleşme ve gelişme olarak değerlendirenler var; ama biz bu değerlendirmeye katılmadığımız gibi zararlı olduğuna, meşru ve güzel olmayanı meşru ve güzel gösterme çabalarına katkıda bulunduğuna inanıyoruz.
Bir Müslüman İslam'dan, İslam inansından, İslam medeniyetinden daha güzeli, daha iyisi olmadığına inanmak zorundadır. Çoğulculuğun bastırması sonunda bazı Müslümanlar neredeyse İslam'dan özür dileme noktasına geldiler.
Evet, kimse kimseye din, kültür, dünya görüşü dayatmasın, icbar olmasın, ama Müslümanların kendi değerlerini koruma, geliştirme ve yayma imkanları da ellerinden alınmasın. Bu "ellerinden alınma" durumu cebir yoluyla ve açıkça yapıldığında o kadar zararlı olmuyor, aksine inanç şuurda pekişiyor; ama içeriden ve dışarıdan tatbik ve takip edilen politikalar sayesinde farkında olunmadan "ellerinden alınma" olayı çok vahim, çok etkili ve çok zararlı oluyor.
Demokrasi bir vakıa, çoğulculuk da onun çocuğu ise bu vakıa ve çocukla birlikte yaşamak durumunda olan Müslümanların kendilerini ve çocuklarını korumak için şuur, hassasiyet ve gayret sahibi olmaları gerekiyor.
kaynak
Yorum Gönder
Gerçekten çok güzel bir konuya temas ettiniz. Teşekkür ederim.